


1. Canlının ölümünden sonra ilk aşamada, yumuşak
dokuları deforme olmaya başlar, geriye yalnızca
kemikler ve dişler gibi sert kısımlar kalır.
Kemiklerin deforme olmaması içinse, gömülmenin
çok hızlı olması gerekir.
2. Aradan geçen uzun dönemler sonunda kemikler,
çökeltinin alt katmanlarına gömülür. Kemikler,
yeraltı sularında bulunan minerallerle yer değiştirmeye
başlar. Ve canlının cesedi fosilleşir.
3. Arazinin yavaş yavaş hareket etmesiyle, fosilin
oluştuğu kaya katmanı yeryüzüne doğru çıkmaya
başlar.
4. Yüzeye yaklaşan fosil, ya kendi kendine ortaya
çıkar ya da paleontologların araştırmaları neticesinde
bulunur.
|
En genel anlamıyla fosil, uzun zaman önce yaşamış
canlıların yapılarının, doğal koşullar altında korunarak
günümüze kadar ulaşan izidir. Fosiller, kimi zaman
organizmanın bir parçasının kimi zaman da canlının
hayattayken bıraktığı izlerin (bunlara iz fosil denir)
günümüze kadar gelmesidir. Ölen hayvan ve bitkilerin,
çürümeden korunarak, yer kabuğunun bir parçası haline
gelmesiyle fosil oluşur. Fosilleşmenin meydana gelebilmesi
için, hayvanın veya bitkinin -üzerini çoğunlukla bir
çamur katmanının örtmesiyle- ani ve hızlı bir şekilde
gömülmesi gerekir. Bu gömülmeyi genellikle kimyasal
bir süreç takip eder. Bu süreçte yaşanan mineral değişimleriyle
de koruma sağlanmış olur.

280 MİLYON YILLIK KURBAĞA FOSİLİ
280 milyon yıl önce yaşamış kurbağalarla, günümüzde yaşayanlar arasında bir fark yoktur. |
Fosiller, canlılık tarihinin en önemli delilleridir.
Dünyanın çeşitli bölgelerinde elde edilmiş yüz milyonlarca
fosil bulunmaktadır. Fosillerin sağladığı temel bilgi,
canlılığın tarihi ve yapısı hakkındadır. Milyonlarca
fosil, canlılığın aniden, kompleks yapısıyla, eksiksiz
olarak ortaya çıktığını ve milyonlarca yıl boyunca
hiçbir değişikliğe uğramadığını göstermektedir. Bu
da canlılığın yoktan var edildiğinin yani yaratıldığının
önemli bir delilidir. Canlıların aşama aşama oluştuğunu,
yani evrim geçirdiğini gösteren ise tek bir fosil dahi
yoktur. Evrimcilerin ara fosil olduğunu iddia ettikleri
fosil örnekleri yalnızca birkaç tanedir ve bunların
geçersizliği de bilimsel olarak ispatlanmış durumdadır.
Aynı zamanda yine Darwinistlerin ara fosil olarak dünyaya
tanıttıkları bazı örneklerin sahte çıkması da, bu konuda
sahtekarlık yapacak kadar çaresiz olduklarını gözler
önüne sermektedir. 150 yılı aşkın süredir, dünyanın
dört bir yanında yapılan kazılarda elde edilen fosil
kayıtları, balıkların hep balık, böceklerin hep böcek,
kuşların hep kuş, sürüngenlerin hep sürüngen olduğunu
ispatlamıştır. Canlı türleri arasında bir geçiş olduğunu
-yani balıkların sürüngenlere, sürüngenlerin kuşlara
dönüştüğü gibi- gösteren tek bir tane bile fosil görülmemiştir.
Kısaca, fosil kayıtları, evrim teorisinin temel iddiası
olan, türlerin uzun süreçler içinde değişimlere uğrayarak birbirinden
türediği iddiasını kesin olarak çürütmüştür.
Fosiller canlılık hakkında verdikleri bilginin yanı
sıra, kıta tabakalarının hareketlerinin yeryüzü yüzeyini
nasıl değiştirdiği, Dünya tarihinde yaşanan iklimsel
değişikliklerin neler olduğu gibi yeryüzünün geçmişiyle
ilgili de önemli bilgiler sunarlar.

Montana'da bulunan ve Paleosen döneminden (65.5 - 55 milyon yıl) kalma bu huş ağacı fosili üç boyutludur. |
Fosiller, antik Yunan döneminden beri araştırmacıların
ilgisini çekmiş, ancak 17. yüzyıl ortalarından itibaren
fosillerin incelenmesi bir bilim dalı olarak gelişmeye
başlamıştır. Araştırmacı Robert Hooke'un eserlerini
(Micrographia (Mikrografi), 1665; Discourse of Earthquakes
(Deprem Konuşmaları), 1668), Niels Stensen'in (Nicolai
Steno ismiyle bilinir) çalışmaları takip etmiştir.
Hooke ve Steno'nun fosiller üzerinde çalışma yaptıkları
dönemlerde, düşünürlerin büyük bir kısmı fosillerin
gerçekten yaşamış canlıların izleri olduğuna inanmıyorlar,
doğanın bir şekilde canlıları taklit ettiğini iddia
ediyorlardı. Fosillerin gerçek canlıların izi olup
olmadığı yönündeki tartışmanın temelinde, fosillerin
bulunduğu yerlerin dönemin jeolojik bilgileriyle açıklanamaması
vardı. Fosiller genelde dağlık bölgelerde bulunuyor,
ancak örneğin bir balığın nasıl olup da su seviyesinden
bu kadar yüksek bir mekanda fosilleşmiş olabileceği
teknik olarak açıklanamıyordu. Steno, tıpkı geçmişte
Leonardo Da Vinci'nin öne sürdüğü gibi, tarih boyunca
su seviyesinde geri çekilmeler olduğunu iddia ediyordu.
Hooke ise, dağların okyanus tabanlarındaki depremler
ve iç ısınma nedeniyle oluştuğunu söylüyordu.

38-23 milyon yıl öncesine ait yengeç fosili |
Hooke ve Steno'nun, fosillerin geçmişte yaşamış canlıların
izleri olduğunu ortaya koyan açıklamalarının ardından,
18. ve 19. yüzyılda jeolojinin de gelişmesiyle, fosil
toplama ve araştırma sistemli bir bilim dalına dönüşmeye
başladı. Fosillerin sınıflandırılması ve yorumlanmasında,
Steno'nun belirlediği prensipler izlendi. Özellikle
18. yüzyıl itibariyle madenciliğin gelişmesi ve demiryolları
inşaatlarının artması, yer altının daha çok ve daha
detaylı incelenmesine imkan tanıdı.
Modern jeoloji, yeryüzü yüzeyinin "tabaka" adı
verilen katmanlardan oluştuğunu, bu tabakaların, kıtaları
ve okyanus tabanını taşıyarak Dünya üzerinde hareket
ettiğini, tabakalar hareket ettikçe Dünya coğrafyasında
değişiklikler olduğunu, dağların da büyük tabakaların
hareketleri ve çarpışmaları sonucunda meydana geldiğini
ortaya koydu. Dünya coğrafyasında uzun zaman dilimleri
içinde meydana gelen değişimler, şimdi dağlık olan
bazı bölgelerin bir zamanlar sularla kaplı olduğunu
da gösteriyordu.
|
 |
 |
490-443 milyon yıllık deniz yıldızı fosili,
yüz milyonlarca yıldır aynı olan deniz yıldızlarının
evrim geçirmediklerini söylemektedir. |
20-15 MİLYON YILLIK
KANATLI KARINCA
Canlıların üzerini ağaç reçinesinin kaplamasıyla oluşan amber içindeki fosiller de, evrim teorisini yalanlamaktadır. |
250-70 milyon yıl önce yaşayan
karideslerle günümüzde yaşayan karidesler aynıdır.
Milyonlarca yıldır değişmeyen karidesler, evrimin
hiçbir zaman yaşanmadığını göstermektedir. |

Avustralyada'ki Endiacara fosil oluşumunda, görev
yapan bir araştırmacı. |
Böylece kaya katmanlarında bulunan fosillerin, yeryüzünün
farklı dönemleri hakkında bilgi edinmenin önemli yollarından
biri olduğu ortaya çıktı. Jeolojik bilgiler, öldükten
sonra çökeltiler içinde korunan canlı izlerinin yani
fosillerin, çok uzun dönemler içinde, kayaların oluşumu
sırasında yeryüzünün kabuğuna doğru yükseldiklerini
gösteriyordu. Fosillerin bulunduğu kayaların bazıları,
yüz milyonlarca yıl öncesine aitti.
Yapılan araştırmalarda, belli fosil türlerinin yalnızca
belli katmanlarda ve belli kaya tiplerinde bulunduğu
gözlemlendi. Üst üste gelen kaya katmanlarının her
birinde kendisine has, o katmanın bir tür imzası olarak
nitelenebilecek fosil grupları olduğu görüldü. Bu "imza
fosiller", hem zaman dilimlerine göre hem de mekana
göre farklılık gösterebiliyordu. Örneğin, aynı döneme
ait bir fosil yatağında, biri eski bir göl yatağı diğeri
de mercan kayalığı olan iki farklı çevre koşulu ve
tortuyla karşılaşılabiliyordu. Ya da bunun tam tersine,
birbirinden kilometrelerce uzakta iki farklı kayalıkta,
aynı fosil "imzasıyla" karşılaşmak mümkündü.
Bu izlerin sağladığı bilgilerle, günümüzde halen kullanılmakta
olan jeolojik zaman çizelgesi tespit edildi.

Fosil bulgularının gösterdiği gerçek,
bu çizimlerde yer alan hayali canlıların
hiçbir zaman yaşamadığıdır. Canlılar, sahip
oldukları tüm özelliklerle birlikte fosil
kayıtlarında bir anda belirmekte ve o türün
yaşamı devam ettiği müddetçe de hiçbir
değişikliğe uğramamaktadır. |
Darwinistler, canlıların milyonlarca yıl içinde
küçük değişimler geçirerek, birbirlerinden türediğini
iddia ederler. Bilimsel bulguların çürüttüğü
bu iddiaya göre, balıklar sürüngenlere, sürüngenler
kuşlara dönüşmüştür. Bu durumda, milyonlarca
yıl sürdüğü varsayılan söz konusu değişim sürecinin
fosil kayıtlarında pek çok delili olması gerekir.
Yani, yarı balık yarı kertenkele, yarı örümcek
yarı sinek, yarı kertenkele yarı kuş olan pek
çok garip varlığın fosillerinin yüzyılı aşkın
bir süredir yoğun olarak devam eden araştırmalar
sonucunda ortaya çıkması gerekir. Ancak, yeryüzünün
neredeyse tümü kazılmış olmasına rağmen, Darwinistlerin,
türler arasında sözde geçiş sürecini gösterebilecekleri
bir tane bile fosil yoktur. Öte yandan örümceklerin
hep örümcek, sineklerin hep sinek, balıkların
hep balık, timsahların hep timsah, tavşanların
hep tavşan, kuşların hep kuş olarak var olduklarını
gösteren sayısız fosil örneği vardır. Yüz milyonlarca
fosil, canlılığın evrim geçirmediğini, yaratıldığını
ispatlamaktadır. |

 |
 |
Jeolojik araştırmalar, yeryüzü tabakalarının hareket ettiklerini ve dağların, büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucu oluştuklarını ortaya koymuştur. Yukarıdaki çizimde Himalayaların tarihsel oluşumu anlatılmaktadır. Bundan yaklaşık 145 milyon yıl önce Avrasya'ya doğru hareket etmeye başlayan Hindistan bölgesinin, Avrasya'ya ulaşmasıyla birlikte deniz zemini Avrasya'nın altına girmiştir. Avrasya'yla iyice kaynaşan Hindistan, deniz zemini katmanlarının kıtalar arasında sıkışmasına neden olmuş ve sıkışan katmanlar yukarı doğru itilerek, bugünkü Himayaların yeryüzüne ç›kmasına neden olmuştur. |

|